Kimseye Güvenme! 

Güven….  

Ufacık bir sözcük. Ama ne hayatlar yakıyor. Kimini maddi, kimini manevi olarak harcıyor. 

Yıllardır tanıdığını düşündüğün, beraber yiyip içtiğin, seni kendinden daha çok düşündüğünü sandığın kişinin yaptığı bir hareket ile yıllarca dostluğunu üzerine kurduğun güveninin yer ile bir olduğu o anın verdiği acı kalbine saplanan kor hançerden sert gelir. 

Konunun maddi yanı seni yeri gelir yıllarca yaptığın birikimlerinden eder, ya da senelerce sürecek borç bataklarına sürükler. Gün gelir o güvendiğin kişi daha iyisini yesin diye sen aç gezersin, yeri gelir o daha çok gezsin diye senin otobüs paran olmaz. 

En kötüsü de bundan sonra kimseye güvenmemeyi öğrenirsin. Sana bir gelenden sen üç  kaçarsın. Çevrende dostum diyeceğin kimse kalmaz. 

Ya bazı şeyleri öğrenemeyecek kadar safsan. Çevrende kimsenin kalmaması korkusu seni hayatının daha zor geçmesine zorluyorsa. Buna ne yapacaksın? 

Akıllanacakmısın? 

Hiç sanmıyorum…

Reklamlar

Uykusuz geceler.. 

Sabahın 3:30’u olmuş. Kafamın içindeki düşünceleri bir türlü boşaltamadığım için hala uyuyamıyorum. 

Daha 2 dk önce iş geleceğim ile ilgili düşünceler kafamın içinde yankılanırken ne ara eksik bıraktığım yazımın devamını yazmaya başladım, ne ara oradan içimde kalan söyleyemediğim sözleri kaleme aldım anlamadım. 

İyi kötü bir tatile geldik onda da uykusuzluk sorunu başladı. Bakalım bu durum daha ne kadar gidecek. 

Ah O Yalanlar..

Yaptığım işi sevdiğim söylenemez. Bir insan niçin güvenlik işi yapsın ki? Ya elinde hiç bir mesleği yoktur, ya da denediği işlerde tutunamamışdır ve “ya aylak aylak dolaşacağıma gidip bari güvenlik olayım en azından sigara param çıksın” der.

Bu meslekte pek çok insanla çalıştım. Aralarında çok saf, temiz olanları da vardı, kendini çok kurnaz sanıp insanları salak yerine koymaya çalışanlar da vardı, özel hayatınızda insan yerine koymayıp sorduğu soruya cevap bile vermeyeceğiniz insanlar da.

Bu insanların bana kattığı en büyük özellik “söylenen yalanı anında anlama” yeteneği oldu. Kimisinin mimikleri, kimisinin ses tonu, kimisinin normal hayatta söylemeyeceğini bildiğiniz cümleler kurması kendilerini ele veren unsurlar oldu.

Çoğunun söylediği yalanlar anı kurtarmak için olan ufak beyaz yalanlardı. Fakat bu yalanların arasında en sevdiğim, benim işin doğrusunu bildiğim ve “bakalım neler anlatacak, çok merak ettim şimdi” dediğim yalanlar.

Beraber çalıştığım herkese çok açık ve net bir şekilde söylediğim bir sözüm var. “Ben herşeyi duyarım!”. Bir insan bunu bile bile nasıl olur da hala gözümün içine bakarak yalan söyler anlam veremiyorum.

İşin doğrusunu bilirken dinlemek bazen insanı sıksa da çoğunun sonu:

017üniversiteler

O gün işe gitmemeliydim…

​…Ne zamandan beri binanın önünde olduğumu bilmiyorum. Tek bildiğim gözlerimi açtığımda hala ağız dolusu küfür ediyor olduğum ve etrafımda bana doğrultulmuş bir düzine 9mm’nin o soğuk görüntüsünün hiç hoşuma gitmemiş olması. Ben bu duruma nasıl geldim, etrafımdaki polisler neden silahlarını bana doğrultmuş bağırıp çağırıyorlar. Tam olanlara anlam vermeye çalışırken o gürültünün arasından daha yeni bıyıkları terlemiş genç bir yunus polisinin kendince sert sesini duyuyorum… “Bırak o silahı…”

Silah?  

Ne silahı? 

Ne yaptım ben? 

Evet belli ki bir hata yapmıştım ama en büyük hata elimdeki silahın kime ait olduğunu anlamak için kaldırmam olmuştu.

Göğüsümdeki acının bana balyozla vurulmasından kaynaklandığını ve karnıma akan şeyin ter olduğunu düşünmek istiyorum. Tabi ya ağustosun bu sıcağında başka ne olabilir ki? 

Yok canım o genç polis bir anlık gafletle 9mm’nin tetiğini çekmiş olamaz. Evet daha çok genç ve toy ama bu kadar salakça bir hareket yapmış olamaz. 

Nefes alışım zorlaşıyor, içimden bir hırıltı geliyor. Sanki yıllardır sigara içiyormuşum da ciğerlerime işlemiş gibi. 

İçim acıyor. 

Göğsüm acıyor.

Kulağıma annemin sesi geliyor. Bana sesleniyor. Beni birkere daha böyle çağırmıştı. O zaman da yine kilometrelerce uzaktaydı. 

Ayaklarımın bağı çözülüyor. Dizlerimin üzerine düşüyorum. Etrafımdakilere son kez birdaha bakıyorum. 

Durum hiç iç açıcı değil. 

O derinden gelen hisle birden irkiliyorum. 

Dudaklarımdan zar zor dökülen bir kelime…Aleykümesselam…

Çapa Sanat Atölyesi Açılıyor

 

LOGO

Uzun zamandır hep akılda olan, fakat maddi ve manevi durumların elverişsiz olmasından dolayı sürekli olarak ertelenen sanat atölyesi fikri sonunda hayata geçiyor.

Ufak tefek eksiklerin giderilmesiyle faaliyete geçecek olan atölye ile ilgili her türlü bilgi ve paylaşımlara sosyal medya hesaplarından ulaşılabilecek.